Kendime göre, az çok dünyayı,şöyle bir gezdim. Birbirine yakın / uzak kültrlerin insanları ile özellike üniversite dönemimde, beraber oldum, çok şey öğrendim.
Yani bir çeşit, “ insan bilimi / ANTROPOLOJİ- hatta KÜLTÜREL ANTROPOLOJİ diyebileceğimiz disiplini, farkında olmadan deneyledim.
Bugün, 71 yaşındayım.
Çok eski bir şiirimde belirttiğim gibi : “” kalbim ömrüm ve ben / çok uzun bir yoldan geldik” bu yaşa…
Lise ertesinde, PSİKİATRİ okumayı çok istemiş fakat gelin görün ki, “ kan tutması” sorunumu çözememekten dolayı, bu dileğim/ arzum gerçekleşmemişti.
Buna karşılık, ülkemin hatırı sayılır “ psikiatri” uzmanlarıyla dostluk kurup,onlardan, sürekli, gerektiğinde “” bilgi çektim”.
Maalesef , dünyamızın büyükçe bir kısmı, kendi “ gerçekleri” doğrultusunda, hasta diyebileceğimiz bir haldedir . ( prf robert b. EDGERTON- hasta toplumlar )…
Bu hastalıklar, kısaca bir türlü akli hale getirilemeyen, “” gelenek ve görenekler”…
Bir toplumun “ gelenek ve görenekleri, her zaman ve her yerde, o toplumun yararına mı çalışır!”
Hiç sanmıyorum…
Örneğin , “” sadaka saraydan çıkmasın” mantığıyla, aile içi evliklerin sürmesi, kimileyin çoğalması, “ gelecek” kuşakların, illa da hasta doğmasına neden olmasa da, ciddi bir RİSK taşımaktadır.
Siz, bile bile, doğacak çocuklarınızın hastalık riski ile doğmasına göz yumabilir misiniz!
Birbirleri ile TOROS dağları kadar uzak çiftlerin evliliklerinde dahi,  AİLE içinde “” genetik” bir sorun varsa, umulmadık bir kuşakta, ortaya çıkması işten bile değildir.
Bu itibarla, dünyamızın, insan varlığının,ciddi bir bölümünün hasta olduğunu,ileri sürebiliriz.
Gelenekler- yok efendim aşiret bilmem neleri-aile büyüklerinin fetvaları/ direktifleri… bunların üstüne, dini/ tarikat  cemaat  “ yaptırımlarını da “koyarsak, ortaya gerçekten ciddi bir arızalı alan çıkıyor.
Epey zaman önceydi, ara sıra iş yaptırdığım boyacım, eşinden ayrılacaktı… kendince “ iyi müslümandı” ve konyada birisine bağlıydı…
 
Kedisine gelip, gidip, konyada bağlı olduğunun(!) kuran da karşılığı olup olmadığını soruyor, o da bana, guguk kuşu gibi bakıyordu.
Bir oğlu vardı ve bir gün eşinden ayrılmak istediğini söyledi. Üzüldüm. Evlerine gittim, dilim döndüğünce, ikna etmeye çalıştıysam da, olmadı. Bir süre sonra aradı, bir çay ocağında buluştuk. Evlendim ağbi dedi.
Ben de hayırlı olsun deyip, eşini sordum…bir an durdu, gözleri daldı. Hayırdır dedim! Ağzının kenarından dökülen, kısık bir ses tonuyla… “şeyhimin irade buyurduğu” hanımla evlendim dedi.
Hiç ağzımı açmadım.
O da benim gibi “ dul” dedi.
Bizimkinin, yalnızca bir oğlu vardı!
Çocuğu var mı dedim, eşinin… gene sessizlik girdi aramıza.
“ var” dedi, ALTI tane…” eşi” konyalıymış, orda, tarikatta evlenmişler!!! Hanımın en büyük çocuğu kız’mış ve nişanlı olup, kısa süre sonra, evlenecekmiş.
“ şeyhimin” iradesiyle, bu dul hanımla evlendim deyince, allah var, aklıma kötü kötü şeyler(!) gelmedi değil…
Dilin kopsun SUNGUR…